Rüzgarınız çarpıyor yüzüme. Kahretsin yazamıyorum.
Tek istediğim yazabilmek aslında, şu an ne yazacağımın bile önemi yok ama kayboluyor dokunduğum anda harfler. Korkuyorum. Üşümek istiyor terliyorum. Ağlamak istiyor evet ağlayamıyorum. Bildiniz. Paragrafın girişinden belli nasıl devam edeceği. En basit insani yanımı göremiyorum. Korkmaktan başka çarem yok. Korkuyorum. Acizliğimi kanıtlamak için bir çaba bu. Hayır, artık üzülmüyorum. Biliyorum.
İnsanın anlatacak bir hikayesinin olmaması ne kötü. Doğum sancılarıyla kıvransam da şimdi, hiç yaratamadığım çocuklarıma kuracak cümlelerim yok. Belki bir gün bir çocuğum olur ve onunla birlikte ağlarım tüm ağlanmamışlıklarıma.
Zamanı ipe dizdim seyre dalıyorum her gün. Bazen yaşlı bir teyze geliyor, kapıyor zamanı elimden, çekiyor tespih niyetine. Kendi zamanı yetmiyormuş gibi benim zamanımı çekiyor parmakları; ince, büzüşmüş parmakları. Dudağında hiç bilmediğim bir dilde dua oluyorum. Doğmamış çocuklarım bağırıyor o dilde “Yaz” “YAZ” diye. Anlayamıyorum. Anlamıyor, yazamıyorum. Ben yazamadıkça mevsimler değişiyor. Sonbahar yapraklarının kokusu siniyor saçlarıma. Önce kuruyor sonra dökülüyor saçlarım yapraklar gibi. Kafam ağaç dalı, titriyor.
14 Ekim 2008 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder