19 Kasım 2008 Çarşamba

2 KADIN… 2 KADEH… VE…

İki insanın bir araya gelmesi her zaman mucizevi değildir ama o iki insan kadınsa, dostsa ve birlikte içki içiyorlarsa en azından o anlar mucizevidir. Sohbette ortaya dökülenler samimiyet seccadesinden açılan bir kapıdır. Kapının nereye uzandığı sırdır, dört duvar ve iki bellek arasında kalacak. Kendini tatmin oyunlarına teslim edilmeyecek cümleler dizilir ardı ardına. Sorgulamanın en yanlış olduğu zamanlar doğru adımların belirsizliğini gizler içinde.

Her şeyin anlamsız geldiği anlarda şarap kadehleri tüm anlamı barındırır şeffaf ve sert varlıklarında. Boğazdan kayan yudumlarda kendi hissiyatının farkındalığına ayılır insan damarlarda dolanan sarhoşluğa inat. Kadehler bir kere daha tokuşturulur birbirine, onu “neye içiyoruz?” çınlaması takip eder. Yıpranmış kadehler cevapla kendine gelir. Kendine gelmek bir nevi sarhoş olmaktır. Elden kayan kadehin parçalanmasıyla bir yerler sızlar. Burnun sızladığı hayretle karşılanır, düşlere eşlik eden pembe pijamayla. Kadehten arta kalan ruj, düşlere bulaşır sevilen adam öpülürken. Uyanıldığında hatırlanmaz.

Sabahın köründe uyanmak için değil uyumak için mücadele verilir, kedinin miyavlamasına ve annenin sitemlerine rağmen. Bir günün nerede bittiği ve nerede yeni günün başladığı belirsizdir. Geçmişle geleceğin birbirinde gizlendiği ve birbirini gizlediği gibi. Yağmur damlaları rüyandaki gibi çarpmaz gerçek varlığına. Düşlerin mi sensindir yoksa gözlerini açtığın günler mi sensindir sorusunun cevabı asılıdır, kapının eşiğinde dua niyetine. Bilinmezlik seni korur, inanamazsın.

İnanamadığına hayran olur kadın ve kendini bir deniz kenarında bulur. İnanamamakla hayran olmak kol kola girmiş iki sıkı dosttur.

Ve içmek için her zaman bahane vardır. Hava kararır, yıldızlar parlar. Hadi içelim ve başa saralım. Belki yeniden aşık oluruz!

2 yorum:

siyah dedi ki...

Bu iki kadını iyi tanırım. 'Daha dün gibi hatırlıyorum, ne de güzel saklambaç oynardık küçükken!' diyebilecek kadar uzun bir tanışıklığım yoktur ikisiylede. fakat parçalara ayrılmış bir zaman kavramıyla, toplanabilecek, üst üste eklenebilecek vakitlerle ölçümlenemeyecek bir yakınlığım bulunur. Zira, beraber geçirilen zamanın yatay çizgisel ölçüsü değildir muhabete çiçek katan, dikey ölçüde ne kadar inebildik, daha ne kadar dibe inebiliriz, bunu aramak ve cevabı bilmektir.

Dedim ya iyi tanırım ikisinide.

Ee söylesene çocuk nerden tanıyorsun soruları kulagıma geliyor şimdiden,
Anlatıyorum;

Onlar gibiler fırsatlarla zaman kaybetmezler!
Fırsat, sığlıktır, zayıflıktır!
Onlar gibiyseniz, göründüklerinden daha mor, daha hüzünlüdür sevginiz!
Okyanusa avuçlarında su taşırlar.
Su, akıp gitse de parmaklarının arasından, yolundan dönmezler!
Yürürler.
Çünkü tutku düşkünüdürler. Çünkü idealleri vardır.
Çünkü kanları Siyahtır!
Kanlarını herkese göstermezler!
Gidilecek yere varmak için, herşeyle,
kemikleşmiş herşeyle mücadele ederler.
Ama tek başına, ama hep beraber. Farketmez!
İçindeki canavarlar, dışındaki şeytanla dosttur!

Bu, hepimize yeter!

Unknown dedi ki...

bir insanı anlayabilmek kelimelere dökülecekse, evet, siyahtır anlayan. iyi ki anlamışsın, iyi ki anlamışım..

celine