12 Kasım 2008 Çarşamba

Adı konamamış flörtler…

Kendi kendime replikler yazıyorum. O kadar alışık değilim ki, konuşamıyorum… Tanımı olmayan bir şeyi henüz kendime anlatamıyorken bir başkasına anlatmak.. hatta ona anlatmak…

Sorular var beynimde birbirini kovalayan, başlıyorum… zamansız mı? Zamansızsa neden şimdi? Peki ya zaman.. zaman nedir?
Derken zaman ağırlığını koyuyor üzerime, saniyeler dakikaları kovalıyor bir telaş var sanki onda da ve zaman kazanıyor, ben saatler sonra yine başa dönüyorum…

Zaman paradoksunu bir yana bırakıp asıl mevzuuyla çarpışıyorum, neden O? İşte en manasız ve de bir o kadar manalı soru cümlesi… Sıralamalarım başlıyor; çünkü boşluktayım! Cevabımla öne geçtiğimi düşünüp rahatlayacakken sorularım atağa kalkıyor, tamam da neden O?

Dünyada milyonlarca adam varken, neden O? Dur diyorum kendime, sakin, sen bulursun buna da bir cevap, gecikmiyorum. Kendimden emin, çünkü diyorum basitçe, ilgili adam, bakışı, tavrı.. ardı ardına sıralayacakken yine içimdeki soru işareti baskın; her ilgilenenle aynı yani? Bu alay içimde düğüm oluyor, yutkunuyorum…

Yeter! diye haykırmak istiyorum! Tamam, kabul! Evet, O! O, çünkü ben öyle istiyorum. İçimde pırpır etmeyi unutmuş olan uyandı! Yüreğim telaşlı, utanmıyorum! Midem ağrıyor, utanmıyorum! Kimmiş, neymiş sorgulamak da istemiyorum ve yine utanmıyorum! Yarını düşünmeden bugünü yaşamak istiyorum, onunla paylaşmak istiyorum! Sonucu mu? Umurumda değil anladın mı, hem de hiç olmadığı kadar umurumda değil!

... konuşamıyorum sadece yutkunuyorum… Kendi kendime replikler yazıyorum, o kadar alışık değilim ki, konuşamıyorum…

*celine*

Hiç yorum yok: