5 Nisan 2009 Pazar

SAYILARIN GİZEMİ



O gün canınız neyi isterse ona gizem yükleyebilirsiniz…

Ben uzun zamandır kendimi sayılara yakın hissettiğim için bu ara onlara gizem yüklemeye karar verdim. Elbette gizemle tanımlamak gerekmiyor hayatın içinde var olanları. Ama bu şekilde biraz daha eğlenceli ve bilinmezin çekiciliği ve uydurma, tesadüfler ve neden olmasın düşünesi…

Sayılarla maceramız çoğunlukla ilkokul sıralarında başlar. Öğrenme zorunluluğu… Neden 2, 1’den sonra geliyor hiç anlayamıyorum… Neden sayıları ezberliyorum neden o ezberlediğim sayıları birbirleriyle çarpıyorum bir de çok gerekliymiş gibi onları da ezberliyorum… Bölüyorum, topluyorum, sınanıyorum… Sayılar beni rahat bırakmıyor ben sayılardan ne istiyorum anlayamıyorum… Zorla ezberliyorum, okul bitiyor…

Ama sayılarla olan maceram bitmiyor. Çünkü eğitim hayatım devam ediyor… Bu noktada bir bilinmeyenli denklem yetmezmiş gibi iki hatta üç bilinmeyenlilerle muhatap olmak durumunda kalıyorum. Eğleniyorum… Hocam başımı okşuyor. Bir X’i bulmanın yarattığına bak, sevgi olarak geri dönüyor. Her bilinmeyeni bulduğumda sevileceğimi zannediyorum. Sonra, çocuk aklı işte dizimdeki yarayla koşarken bir topun peşinde, unutuyorum.

Unuttuğumu tekrar hatırladığımda bir bakmışım lise sıralarındayım. Aynı bilinmeyenler X; Y; Z ama bu sefer bulamıyorum. Kimsenin beni sevmediği yetmiyormuş gibi bir de üzerine cezalandırılıyorum… Gene bir sayı veriyorlar, hiç hoşuma gitmiyor. Zira 2’nin 1’den sonra gelen en küçük sayı olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. “X de ne karaktersizmiş, senelerdir sayısı değişiyor” diyorum, kimse aldırış etmiyor. Ben X’e 3’ü uygun görüyorum ve onu sevmeye başlıyorum. Aldırmazlarsa aldırmasınlar benim X’im artık karakterli ya ben rahat rahat dersleri ekebiliyorum. Okulun bahçesinde sayılardan uzak, ipe sapa gelmez konuşarak büyüyorum. Gülümsüyorum…

Ama sayılar yakamı bırakmıyor. Üniversite sınavı denen bir şey benliğimin kapılarını zorluyor. Sınanmanın iyi bir şey olduğunu zannettiriyorlar, önemsemiş gibi yapıp binlerce soruya gömülüyorum. Sorulardan sayılar ile ilgili olanları dinlenmek için kullanmaya başlıyorum. Sıkıldıkça bilinmeyenleri buluyorum, o açıdan girip bu hipotenüsten çıkıyorum, oynuyorum. Tabii ki sözel öğrencisiyim ve sayılarla dinlenmem aklı selim karşılanmıyor. Ben Pisagor’u o zaman sadece ismen biliyorum. Sınavları kazanamıyorum zira neden birileriyle yarışmak zorunda olduğumu anlayamıyorum. Ama muhtemelen sınavlar bana bir şey söylemeye çalışıyor çünkü ben her sınavda aynı puanı alıp Üniversite sınavından çakıyorum. Neden hep aynı puanı aldığımı anlamayıp, yılıp Su Ürünleri ismi verilmiş bir bölüme giriyorum. Sayılar gene peşimi bırakmıyor. En sevdiğim ders İstatistik oluyor, sayılarla oynamaya devam ediyorum. Kendimi kasmadığımdan en yüksek puanları ben alıyorum. Umursamadan bana verilen sayıların karşılığı olarak mezun oluyorum.

Sınanmayı anlayamayan ama sınanmaya doymayan biri olarak tekrar sınava giriyorum. Gene aynı Puan… “Bırak” diyorum kendime inatçı olduğumdan bırakamıyorum. Sonunda oluyor ve sayılar istediğim bölüme gireceğim sayılara basıyor. Ve evet istediğim bölümdeyim. Artık hayatımda sayılar olmayacak diyorum. Yanılıyorum…

Büyüdükçe hayattaki her şeye anlam yüklüyorum, sonra birileri gelip benim yüklediğim tüm anlamları yerle bir ediyor. Ben yeniden anlamlandırmaya çalışıyorum. Bu sırada doğum günlerim oluyor üzerinde yaşıma tekabül eden sayıda bir de mumları, üflüyorum. Dilekler tutuyorum. Seneler, aylar, günler sayılarla ifadelendiriliyor. Sayılar akıyor zaman geçiyor. Sayılar hayatın içinde bunu biliyorum ama hayatla sayılarla oynadığım gibi oynayamıyorum. Bir süre sayılardan kopuyorum işim cümlelerle… Anlamlarla oynuyorum, yaptığım şeyi seviyorum… Hayatla oynayamadığım için sözcüklerle oynuyorum. Seneler yaşadığım her şeyi bilinçdışıma tepiyor. Bilinçdışım mucizevi hafızasıyla aynı tarihlerde beynimi bulandırıyor. Sayılar bilinçdışımı da hakimiyeti altına alıyor, aldırış edemiyorum.

Bir gün gazetenin birinin bulmaca ekinde sayılı bir bulmaca görüyorum, kendimi ona bakmaktan alamıyorum. Adına Sudoku diyorlar. İlk defa bir şey için yerlerde debeleniyorum, sonunda kendi yöntemimi geliştiriyorum. Beynimin bana oynadığı tüm oyunlardan sıyrılıyorum, Sudoku çözüyorum. Sayılar bir şekilde hayatıma gene giriyor ben gene oynuyorum. Sayılar bana hayatın bir oyun olduğunu anlatmaya çalışıyor, inanamıyorum. Hayatımda belli sayıların sık sık karşıma çıktığına dikkat ediyorum, ilgilenmiyorum. O kadar tesadüf oluyor ki görmeden edemiyorum, ilgileniyorum…

Bazı sayıların benim hayatımda önemli rolü varken hayatıma giren insanlarla ilgili de belli sayıların öne çıktığını hayretle karşılıyorum. Pisagor sayıların anlamı vardır diyor ve açıklıyor. Belli kültürler sayıların gücüne inanıyor, bütün dinler de belli sayılar öne çıkıyor ve hepsi anlamlandırılıyor. Ben fazla yanılmadığıma inanıyorum. Ve evet sayılar gizemlidir diyorum. Bu gün gizemli olduğuna inanmak istiyorum. Çünkü hayatta var olan her şeyin bir anlamı olduğuna inanıyorum, inanmak istiyorum.

Ben hazan mevsiminde bir ayın 25’inde doğdum hem de yalnız başıma değil. Ve 25 sayısı benim hayatımda karşıma çıkmaya devam ediyor. 25 yaşımdayken hayatım için önemli olan bir karar veriyorum. Canım acıyor ama hayatım değişiyor, pişman olmuyorum. Hiçbir şeyi bilinçli yapmıyorum geçen zaman bana dikkatli olmamı emrediyor. Mecburen oluyorum… 25… Daha ne gizemleri barındırıyor kim bilir içinde?.. Bilmiyorum… Ama gerektiğinde bileceğim bunu biliyorum.

Kendi gizeminizi çözememiş olabilirsiniz ama en azından hayatınızdaki sayının gizemini çözün derim ben. Hayatta yaşadığımız her şey bizi yaşayacağımız başka bir şeye hazırlar. Belki “O” sayı sizi birine hazırlıyordur.

Neden olmasın?...

Hiç yorum yok: